Bu şehirde kadınlar…

Geçen akşam evimizde bir misafir ağırladık.  Misafirimiz, ben ve eşim bira içtik. Bol bol sohbet edip müzik dinledik. Kızım Selin müzikler eşliğinde dans etti.Oyuncak mutfağındaki tahta sebzelerden yemesi için misafirimize ikram etti.

Konuğumuz aynı zamanda bizim apartman komşumuz. Yılın neredeyse tamamı Almanya’da. Büyük bir havayolu firmasında yıllardır çalışıyor. Yalnız yaşıyor. 2 yıl sonra  emekli olduğunda yaşamak için bizim oturduğumuz apartmandan bir daire satın almış. Selimpaşa ve Kavala ( Yunanistan ) arasında  kararsızlık yaşamış. Sonra Selimpaşa’nın sakin ve huzurlu bir yer olduğunu görüp burda karar kılmış.  Kendisi her yere bisiklet ile gidip geldi. Yaşı; 60 olsada. Doğa sevdalısı ve maceracı. İnsan canlısı, konuşkan ve sevecen biri. Tüm apartman sakinleri ile, özellikle çocuklar ile iyi anlaştı. Ama en çok bizimle eğlendi. Ya da ben öyle olduğunu düşünmek istiyorum :).

Apartmandakilerin deyimi ile ” almancı” o akşam, bugüne dek yaptığı evliliklerden kısaca bahsetti. Kendisinin bildiği, üç ayrı hanımdan,üç oğlu olduğunu, üç oğlunun da  farklı ülkelerde yaşadıklarını anlattı. Şimdi Almanya’da bir sevgilisi varmış. Konu; sevgili, kadın, çocuk derken…Bir anda durdu ve ; ” ben şunu farkettim; bu şehirde kadınlar hiç gülmüyor .Gülmeyi geçtim hepsi resmen somurtuyorlar. Beni tanımıyor olsalar da yurt dışında kadın- erkek genelde herkes selamlaşır, burda tam tersi bön bön bakıyor kadınlar” dedi.

Komşumuzun bu söyledikleri beni üzdü.Ülkemde, yaşadığım yerde, kısaca bu topraklarda yaşayan kadınlar için hüzünlendim. Bana göre komşumun yaptığı tespit çok doğru ve bunun iki ayrı nedeni var. İlki çok içlerini bilemesemde, muhafazakar kesime göre, kadınlar için sokakta gülmek kahkaha atmak zaten ayıp. Bu kesimde eğitimli kadın sayısı her geçen gün artsa bile eş ve toplum baskısı hep var. Gülmeyi ayıp sayan bir toplumda kadının tanımadığı erkek ile selamlaşması ne anlama gelir siz düşünün.

İkinci neden ise evet, kadınlar mutsuz, ama bana göre daha çok umutsuzlar. Yeni bir düşünce üretememenin, özgür düşünememenin sonucu belki de, hemen hepsi takıntı derecesinde ev temizliği yapıyor.  Kafalarına hep çocuklarının beslenme ve okul sorunlarını takıyorlar. Çocuk parkları, güzel havanın tadını çıkarmak yerine sürekli çocuklarına ne yapmaları gerektiğini söyleyen gergin kadınlar ile dolu. Yeniliklere, öğrenmeye karşı önyargılılar.Bu saydıklarım elbette uzayıp gidebilir…

Ülkemde kadınlar gülümsemezse onların eşleri, yetiştirdikleri çocuklar nasıl gülümseyecek?

Anneanne misin? Babaanne mi? :)

 

kids-1813138_640

Orta yaşı bir hayli geçene dek vaktim olmadı çocuk sahibi olmak için.Çocuk sahibi olmayı geçtim yuva kurmayı bile düşünmedim. Üniversiteden sonra hemen çalışma hayatına girdim.Giriş o giriş.Deliler gibi çalışarak ve deliler gibi gezerek geçti ” kariyer” yıllarım. Nefes almadan çalışıp, kazandığım paralar ile hobilerden hobiler beğendim. Her tatilde yurt içinde, yurt dışında bol gezdim. Bir baktım yolun yarısı gelmiş. Yalnızlığım; yaşamak zorunda olduğum beraberliğim olmuş. Aniden karar verdim. Karar vermem zor olmadı. Çünkü yalnızlığım canıma tak etmişti.Elimi çabuk tuttum.Birkaç yılda hayatımın aşkını buldum.Evlendik. Çalışma hayatının yanaklarına bir veda busesi kondurdum.  Hemen ardından da çocuğum oldu. Adını Selin koyduk. Eşimle beraber Selimpaşa da yaşıyoruz şimdi.Konuya geleyim lafı çok uzatmadan…Bu arada Selin iki yaşına bastı geçen hafta.

Bu sabah bindi Selin bisikletine. Turladık Selimpaşa sokaklarında. Sokak dediysem,yarı tarla yarı yol bizim buralar. Neredeyse kimseye rastlamadık.Dönüş yolu üzerindeki çocuk parkında da yalnızdık.Biraz gezi biraz park derken bir saatin sonunda oturduğumuz apartmandan içeri girdik.Daha önce hiç buralarda görmediğim, yaşlıca bir hanım girdi peşimizden. Selin biraz ağırdan aldı merdivenleri çikma işini. Hanım bizi görünce hem Selin’e gülümsedi hem bana selam verdi. Yorgun olduğu belliydi ama bizi bekleyecek değildi. Merdivenlerin başlarında ben, Selin ve hanım aynı basamakta kaldık bir süre. Bana yandan gülümseyerek; ”anneanne mi babaanne mi ?”dedi.Bir an duraksadım. Acaba soruyu doğru mu anladım diye düşündüm. Benim duraksamamla, “Yoksa senin mi? “Demesi bir oldu. hanımın. ”Evet” dedim. Doğum yapmak için biraz geç kaldığımı söyledim samimiyetle.Bana sarıldı, yanaklarımdan öptü. Bakışlarıyla özür diledi sanki. Gülümsedim hemen.Konuyu değiştirerek merdivenleri çıkmaya devam etti.

Evet, korktuğum başıma gelmişti. Ancak pek canımı sıktığı söylenemez. İleriki yıllarda başıma geleceğini düşündüğüm, hatta ruhen hazırlık yaptığım şey biraz erken de olsa başıma gelmişti. Üstelik fazla kilolarımdan kurtulmak, daha genç ve güzel görünmek için hemen harekete geçmemi bile sağlamıştı bu olay…Ruhum için de güzellikler düşünüyorum elbette.Yeni yerler ve yeni insanlar tanımak için, yolculuklara çıkma planları yaparak başlayabilirim işe. Ne mutlu bana.. 🙂

Bayan Yanı

Bu olay PENGUEN dergisinin can çekiştiği haberleri henüz yayılmadan gerçekleşti.

Kızım Selin, eşim ve ben her ay olduğu gibi bu ay da İstanbul’a annemi ziyarete gittik. Puslu ve soğuk bir İstanbul gününü küçük çocuk ile geçirmenin en kolay yeri bize göre; alışveriş merkezleri. Hemen Anadolu Yakasındaki büyük bir alışveriş merkezinde aldık soluğu.Birlikte market alışverişi yapmadan önce eşim; kızım ile beraber çocuklar için hazırlanmış eğlence merkezinde ( jeton ile çalışan elektronik oyuncakların bulunduğu alan)  zaman geçirdi. Bu esnada ben de kitapçıya girdim.Uzun zamandır almak istediğim kitapları, kitapçıda önüme çıkan ilk görevliye sorarak hızlı bir şekilde aldım.İki kitap almıştım. Alışverişim düşündüğümden de kısa sürmüştü.Üstelik  bu ay  kültür-sanat alışverişi için kendime tanıdığım limit ( maddi,manevi) henüz dolmamıştı.Sıkı takipçisi olduğum OT dergisini almak üzere dergilerin sergilendiği tarafa yöneldim.OT dergisini dergilerin sere serpe uzandığı alt bölümde görememiştim. Kitapları almamda bana yardım eden görevliyi de ortalıkta göremeyince, kasaya yöneldim. Sevecen ve yardımsever kasa görevlisi ;

”—hemen bakalım” dedi gülümseyerek.

Yardımı ile dergiyi bulduk.Dergi satışlarını merak ettim.

”—Mizah dergileri satışları nasıl ? ”dedim.Görevli elini mizah dergilerinin olduğu tarafa doğru işaret ederek ;

”—iyi, bakın mesela şu Bayan Yaaani” ….dedi

Önce kulaklarıma inanamadım . Hata bende olmalı dedim kendi kendime.Bayan Yanı dergisinin adını nasıl olurda ”bayan yaani” demişti. ”İşte bayan” anlamında .Demişti işte. Gülmemek için kendimi zor tuttum. Hemen düzelttim, anlamını bir kaç kısa cümle ile açıkladım.Bayanın yanı anlamında yaaani dedim. Şaşkınlıkla yüzüme baktı. Emin misin ? der gibiydi.Sanırım sonunda bana inandı.

İstanbul’un en kalabalık semtlerinden birinde, en yoğun kitap ve dergi satışının yapıldığı bir kitapçıda görevli bir mizah dergisini adını doğru bilemiyorsa Penguen gibi bir dergi bu ülkede nasıl tutunsun? Nasıl yaşasın ?

”—

Selin ile güne başlamak

Selin bugün erken sayılabilecek bir saatte uyandı.Evin içinde göğüs pompası arayan babasının peşinde dolaşmaya başladı. Babasına sabah bir telefon gelmişti.Birkaç gün önce ikinci çocuğu doğan dayı oğlunun eşine göğüs pompası gerekiyordu.Eşim beni uyandırmadan pompayı aramaya koyulmuştu.

Selin az kullanılan eşyaların olduğu,daha çok depoya benzer odaya babasının peşinden koşar adım girdi.Birkaç saniye sonra elleri dolu çıktı. Bir elinde hasır bir erkek şapkası,diğer elinde ise hasır bir kadın şapkası vardı. Soluğu yatak odasında, yani benim yanımda aldı.Henüz kalkmamıştım. Birkaç dakika daha keyif yapayım diye içimden geçirdim…” bu anneeee” dedi ve kadın şapkasını kafama yerleştirdi.Yüzünde,o an önemli bir işi olduğunu  anlatan  bir ifadeyle .Hızla odadan elinde kalan erkek şapkası ile çıktı.

Henüz yataktan bile kalkmadan yazı getirmiştim.Gözümü kapadım.Kendimi Ege de bir sahilde, şezlongta güneşlenirken hayal ettim.. Odadan çıkarken elindeki koyu renk hasır şapkayı göstererek ;”bu babaaa” dedi.Evet doğru tahmin ettiniz.Diğer şapkayıda götürüp  babasının başına yerleştirmişti.Birkaç dakika evde şapkalı gezdik.Birbirimize bakıp sırıttık.Babası ve ben bu sabah, tatlı kızımız ile yüzümüze yapışan,kolay çıkmayan cinsten bir gülümseme ile güne başladık.

Çocuklarla sağlıklı iletişim nasıl kurulur?

 

 

 

“Dünyaya çocuk getirmek sadece karnını doyurmak değil, zihnini de eğitmektir. Aksini düşünmek, hem zavallı çocuğa hem de topluma karşı işlenmiş bir ahlak suçudur.”

John Stuart Mill

Çocuk yetiştirmenin, çocuğun fiziksel ihtiyaçlarının karşılanmasının çok ötesine geçtiği bir dönemde yaşıyoruz. Çocuğun beyin gelişimi de en az beden gelişimi kadar önemli. Beyin gelişiminin vazgeçilmez besini ise hiç şüphesiz çocuk ile kurulan iletişimin kalitesi. Özellikle okul öncesi çağdaki çocuklar ile iletişimin sağlıklı ve verimli olması için kitaplarda yer alan tüyolar aşağıda yer alıyor. Son dönem yayınlanmış çocuk gelişim kitaplarını okumak, sindirmek için zaman bulamayan anne-babalar için faydalı olacağını düşünüyorum.

Aşağıda yer alan tüyoları okurken; araştırmaların da söylediği gibi, çocuklarla iletişimde kelimelerin % 10, ses tonunun % 30, beden dilinin ise % 60 etkisinin olduğunu unutmayın .

Ona Sarılın.

Çocukluğunda doya doya sevilmiş, anne-baba sevgisine doymuş çocuk, sakin, bilinçli, huzurlu, güler yüzlü, kendine güvenen bir yetişkin oluyor. Bir dokunuş, bakış, kucaklama, gülümseme, konuşma, sarılma, okşama, öpücük ile ona sevginizi göstermeniz için hiçbir engel yok. Çünkü sevilen çocuk hem bedensel hem de zihinsel olarak daha hızlı gelişiyor.

Göz Teması Kurun.

Çocuğunuzla konuşurken göz göze gelmek önemli. Bu ona kendini değerli hissettirir. Konuşmaya başlarken onu kucağınıza alabilir veya mesafesinde oturabilirsiniz. Yukarıdan bakış ve konuşmadan mümkün olduğunca uzak durmalısınız. Sık sık söylediklerinizi anladığınızı çocuğunuza belli etmelisiniz. “Evet, seni anlıyorum” gibi ifadeler iletişiminizi bir üst seviyeye çıkarır.

İyi Bir Dinleyici Olun.

Anne babalar çocuklarını gerçekten dinlemeliler. Asla dinliyormuş gibi yapmamalılar. Çünkü bunu çocuk hisseder. Eğer o an bir işiniz varsa biraz beklemesini ve birazdan onu dinleyeceğinizi ifade etmelisiniz.

“EVET”in Büyüsünü Keşfedin.

Uzmanlara göre, okul öncesi çocuklar için “evet”in önemi çok büyük. Evet kelimesi adeta büyülü. Anne babanın ağzından çıkan her evet; çocuk için bir onaylanmadır. Kabul edilme hissi uyandırır. “Hayır” ise bir reddedilme halidir. “Hayır”; problem çözme değil, çocuğu problem ile baş başa bırakma halidir.

Acele Ettirmeyin.

Okul öncesi çocukların en belirgin özelliği yavaşlıktır. Okul öncesi çağdaki çocuk ile iletişim kurarken özellikle ona yeni bir beceri kazandırırken onu acele ettirmeyin. “Hadi, hadi” demeyin. Çocuğu temponuza ayak uydurması için zorlamayın. Çünkü bunu yaptığınızda çocuğun doğal, biyolojik ritmine müdahale etmiş olursunuz. Onu hızlandırmaya çalışmak onun doğal gelişimine engel olur.

Onu Takdir Edin.

Çocuğunuz hoşa giden, güzel davranışlarda bulunduğunda ne olursa olsun zaman ayırıp onu içten ve samimi bir dil ile takdir edin. Emin olun, sizin takdirinizi alan çocuğunuz bu tür davranışlarda daha çok bulunmaya başlayacak.

Çocuğunuza “Anneciğim”, “Babacığım” diye Hitap Etmeyin!

Özellikle okul öncesi çağda çocuğa “annecim”, “babacım” diye hitap edilmesi çocuk tarafından algılanamaz. Ben neden annemin annesiyim? Neden babamın babasıyım? diye düşünür. Çocuğa olmayan rolleri ile hitap ederek; çok önemli bir öğrenme şekli olan “model alma”ya engel olmuş oluruz. Yani çocuğun gözünde model olmaktan çıkarız. Rol model olabilmek için onların isimleri ile veya “yavrucuğum”, “kızım”, “oğlum” diye hitap etmeliyiz.

Tüm Sorularına Yanıt Verin.

Çocuklar soru sormaya bayılırlar. Çünkü onlar dünyanın nasıl döndüğünü anlamaya çalışmaktadırlar. Öğrenmek istediği çok şey vardır. Bu durumdan kesinlikle huzursuz olmayın. Bu sorulara verdiğiniz her yanıt ile çocuğunuzun akıl gelişimine katkıda bulunmuş olursunuz.

Stresi Engelleyin.

Stresli bir ortam çocuğun mutluluğunu tehdit eder ve yanlış tavırlar sergilemesine neden olur. Eğer iyi bir ebeveyn olmak istediğiniz halde stres ve öfkenizi kontrol edemiyorsanız bu konuda yardım almanız gerekir. Meditasyon ve nefes teknikleri bu durumda olan anne babaların kullanacağı yöntemler.

Hataları Yüzüne Vurmayın.

Hataları sürekli yüzlerine vurulan çocuklar, iç dünyalarını kapatırlar. İç dünyası kapanan çocuk duyarsızlaşır. İster kalabalık bir ortamda ister yalnızken çocuğun hatasını yüzüne vurmak, o hatayı bir daha yapmamasını sağlayabilir ama bu durum ona acı verir. Çocuk her uyarıda daha da duyarsızlaşır. Çocuklara uyarıda bulunurken mutlaka açıklayıcı olmalıyız.

Kaynaklar:

  • Blair, Linda (2009). Mutlu Çocuk, Arkadaş Yayınevi, Ankara
  • Cüceloğlu, Doğan (2016). Geliştiren Anne-Baba, Remzi Kitabevi, İstanbul
  • Eriş, Bahar (2017). Anne Beynim Aç, Alfa Basım Yayım, İstanbul
  • Güneş, Adem (2016). 0-6 Yaş Çocuk Eğitiminde 100 Temel Kural, Timaş Yayınları, İstanbul

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Çocuklarınızı 6 yaşına kadar bana verin 60 yaşına kadar sizin olsun.”

Bir Hint atasözü; “Çocuklarınızı 6 yaşına kadar bana verin 60 yaşına kadar sizin olsun.” diyerek 0-6 yaş döneminin insan kişiliğindeki önemini vurgulamış. Araştırmalar da 0-6 yaş döneminde kazanılan davranışların ileriki dönemlerde bireyin tavrını, alışkanlıklarını, kişilik yapısını, inanç ve değer yargılarını büyük ölçüde belirlediğini gösteriyor. Bu nedenle de bu dönemin özelliklerinin anne-babalar tarafından doğru bilinmesi, planlı ve bilinçli bir yaklaşımın uygulanması son derece önemli..

Çocuk ancak kendini özgür hissettiği ve güvenli bir limanı olduğu kadar kişiliğini geliştirebilir. Birçok ebeveyn, çocuklarına duyduğu şefkat hissi ve onların gelecekleri ile ilgili kaygılarından dolayı sürekli müdahale halindedir. Bu bir ebeveynlik yanılgısıdır aslında. Sürekli müdahale edilmiş, duygu ve düşünceleri eleştirilmiş, sürekli yaptığı işe karışılmış bir çocuk kendini geliştiremez.” 0-6 Yaş Dönemi Çocuk Eğitiminde 100 Temel Kural – Adem Güneş

Peki çocuklarımız bu dönemde nasıl yetiştirmeli? Onlara nasıl davranmalıyız? İşte bu noktada elimizde size tavsiye edeceğimiz 3 kitap var.

 

Kitaplar kısa, öz, uygulanabilir ve akılcı kalıcı… Kızmadan, çatışmadan, çocukla anlaşarak, onunla dost kalarak çocuk yetiştirmenin hayal olmadığını gösteriyor. Kitaplardan derlediğim birkaç not ise şöyle;

0-6 yaş mucizesi nedir? Neleri yapmak mümkündür?

Hayata çocuğu hazırlayan ilk öğretmen annedir. Önceden bilgilenmiş bir anne, çocukla ilk temasının, bir eğitimin ilk adımları olduğunun bilincinde olmalıdır. Bir bebeğin öğrenim yolu; taklit ve yansımadır. Ebeveyn nasıl bir çocuk istiyorsa öyle davranmalıdır. Güleç yüzlü bebeklerin ebeveynlerinin de gülmeyi bilen insanlar olması rastlantı değildir.

0-6 yaş döneminde anne-babanın çocuğa yaklaşımı nasıl olmalıdır? 

Yeni doğmuş bir bebek doğumdan 6 saat sonra ailenin bir tanıklık ortamı olduğunu hissediyor ve sezgileri ile anılar oluşturmaya başlıyor. Anne-baba bu bebek için güçlü tanıklar olduğunun farkına varmalıdır. Bebeklikten itibaren küçük insanı önemsemeli, onu her haliyle olduğu gibi kabul etmeli, ona değer vermelidir. Çocuğunu yeri doldurulamaz biri olarak görmelidir. Anne-baba olarak hem ona ilgi göstermeli hem de bir birey olarak ona saygı göstermelidir.

0-6 yaş döneminde çocuk ile konuşmak ne sağlar?

Küçük yaşlardan itibaren çocukla ne kadar konuşursanız, aranızdaki bağları o kadar sağlamlaştırırsınız. Çocuğun dil gelişim hızı, onunla konuştuğunuz kadar artar. Çocuğun zekası da en çok iletişimle gelişir. Konuşulan sözcük sayısı kadar sözcüklerin zorluk derecesi de beyni geliştirir. Daha fazla sözcükle konuşan çocuk size kendini daha iyi anlatır. Duygu ve düşüncelerini daha rahat ifade eder.

0-6 yaş döneminde ebeveynlerin en büyük yanılgısı nedir? 

Ebeveynler genel olarak çocukları ile ilgili “Küçükken söz geçiremezsem, büyüdüğünde beni hiç dinlemez” diye düşünürler. Anne-babalar erken yaşlarda baskı ve zorlama ile çocuğa kendi sözlerini dinletmeye çalışırlar. Oysa çocukluk yıllarında baskı altına alınan çocukların gelişimi zarara uğrar. Böyle çocuklar ileriki yıllarda duygusal patlamalar yaşar.Çocuklar duygularında ne kadar özgür olurlarsa, davranışlarını düzene sokabilecek güce erişirler.

0-3 yaş döneminde çocuk için uykunun önemi nedir?

Özellikle yaşamın ilk 3 yılında beyin gelişimi hayati önem taşır. Eğer çocuk 0-3 yaş döneminde kesintisiz ve kaliteli uyku uyumadıysa, sağlıklı beslenmediyse, iyi bakılmadıysa beyni tam gelişemez. Mükemmel bir gece uykusu, çocuğun gün içerisinde öğrendiklerini düzenlemesini, enerji depolarını yenilemesini sağlar. İyi bir uyku aynı zamanda yeni güne mutlu,zinde ve öğrenmeye açık olarak başlamasını sağlar.

İlk 6 yılda çocuklar için oyuncak seçimi nasıl olmalıdır?

0-6 yaş arası dönemde çocuk,oyun aracılığı ile ve oyuncaklar sayesinde düşünmeyi ve araştırmayı öğrenir. Oyun oynayarak  öz güven kazanır, iletişime açık hale gelir. Oyuncak ne kadar hazırsa, yani oyuncak yeni şekillere girmiyorsa, çocuk oyuncaktan o kadar az şey öğrenecektir. Bu oyuncaktan kısa zamanda sıkılacaktır. O yüzden çocuğunuza gerçekten oynayabileceği şeyler verin. Eski kıyafetler, makyaj malzemelerinden bir seçki ya da bir dizi lego. Bu tür oyuncaklar bilgisayarlı, pahalı bir cihazdan daha uzun süre ilgisini çekecektir.

0-6 yaş döneminde hangi çocuklar hiperaktif davranışlar sergiler?

Üzerinde baskı olan çocuk hiperaktif davranışlar sergiler. Çocuğun hareketliliği çoğunlukla yaşadığı olumsuz duygulardan kaynaklanır. Çünkü normal bir çocuğun aşırı hareketliliği, acıyı duymamak için kendisini oyalamasıdır. Böyle bir çocuğun duygusal desteğe ihtiyacı vardır, bastırılmaya değil.

0-3 yaş arası çocuklar için TV neden çok zararlı?

Çocuk TV karşısında pasif haldedirler. Beyin pasif haldeyken yeni bağlantı kuramaz. TV izlemek yerine aktif halde olacağı,daha basit şeylerle uğraşmak, becerilerinin gelişmesini sağlar. Yürümek, etrafta dolaşmak, mutfak dolabındaki tencereleri kurcalamak, dedesiyle oyun oynamak, anne-babasıyla konuşmaya çalışmak gibi faaliyetler zihin için çok daha iyidir. Ayıca TV seyrederken çocuğun bedeni hareketsiz kalır. Hareketsizlik ileride obezite ve hiperaktivite gibi durumları tetikleyebilir.

“Kucağımdaki bu küçük insan özünde nasıl biri?” sorusuna verilen cevaplar anne-baba için nasıl olmalıdır?

  • Hiçbir eksiği yok, onu olduğu gibi kabul ediyorum.
  • Çok değerli, evrende bir eşi benzeri yok.
  • Sevilmeye, zaman ve emek vermeye layık.
  • Muhteşem bir insan potansiyeli
  • Hem aileye hem topluma hem yaşama ait hem de bir birey olarak özgür.

Çocukların çocukluklarını yaşamasına izin veren tüm ebeveynlere…